Depresyon ve Beslenme İlişkisi

Depresyon,  psikiyatrist ve psikologların açıklamasıyla kısaca;  hayata ve geleceğe karşı kötümser bir ruh hali içinde olmak, hayattan zevk alamayıp sürekli mutsuzluk ve umutsuzluk içerisinde bulunma halidir. Depresyon  tanısı için kesinlikle bir uzmana danışılmalı ve uzmanın yönlendirmesiyle tedavi biçimi oluşturulmalıdır.

Depresyonun;  stres,  genetik faktörler, biyokimyasal nedenler gibi birçok faktöre bağlı olarak gelişebildiği çeşitli araştırmalarda gösterilmiştir.  Ayrıca depresyon gelişiminde beslenmenin önemine de dikkat çekilmiştir.

Bizler de bugünkü konumuzda  depresyonun beslenmeyle ilişkisini inceleyeceğiz. Gerçekten de depresyon ve beslenme arasında ciddi bir ilişki bulunuyor. Devamlı surette öneminden bahsettiğimiz beslenme, burada da karşımıza çıkıyor.

 

 

İngilterede yapılan bir çalışmada (Holford, 2003),  beslenmedeki bazı dengesizliklerin  motivasyon ve modu gün boyunca negatif yönde etkileyebileceğinden bahsediliyor. Bu dengesizlikler şöyle sıralanıyor:

-Kan şekeri dengesizlikleri

-Yetersiz miktarda amino asit alımı

-Yetersiz B vitaminleri alımı

-Vücut için dışarıdan alınması mecburi olan yağ asitlerinin  yetersizliği

 

Peki bu saydıklarımız nasıl oluyor da depresyona sebep olabiliyor?

-Kan şekeri dengesizlikleri: Beynin çalışması için şekerin (glukozun) çok gerekli olduğu bir gerçektir. Şeker düzeyi dengesizlikleri, beyin fonksiyonlarını da etkileyerek;  agresif davranış, endişe, dikkat eksikliği, depresyon, yorgunluk, yeme bozuklukları gibi sorunlara sebebiyet verebilmektedir. Buna ek olarak şeker katabolizmasında (şekerin parçalanması) birçok vitamin ve minerale gereksinim duyulmaktadır.  Özellikle iyi bir ruh hali ve iyi hissetmeyi sağladığı düşünülen B vitaminleri bu sürecin  olmazsa olmaz bir parçasıdır. Kısacası aşırı şeker tüketimi, vücuttaki B vitaminlerini de tüketebilmekte ve kişinin dolaylı yoldan ruh halinde de olumsuz etkiler yaratabilmektedir. 

Kan şeker düzeyini dengede tutmak için ANA ve ARA öğünleri gereken ölçülerde ve belirli saat aralıklarında tüketip,  gün boyunca özellikle karbonhidrat alımının yeterli ve dengede olmasına dikkat edilmelidir.

 

-Yetersiz miktarda amino asit alımı: Amino asitler, proteinlerin  yapı taşlarıdır. Serotonin, modu etkileyen en önemli nörotransmitterken,  noradrenalin, adrenalin ve dopamin nörotransmitterleri de motivasyonu etkilemektedir. Örneğin amino asitlerden triptofan ve tirozin,  serotonin ve noradrenalin nörotransmitterlerinin yapımı için çok gereklidir. Kısacası motivasyon ve mod üzerine amino asitlerin de etkileri büyüktür.

Her gün belli miktarlarda protein almamız gerekmektedir. Bu miktarlar kişiye göre farklılık göstermektedir. Yalnız, sağlıklı bir kişinin beslenme programında protein, ne olması gerekenden az, ne de olması gerekenden fazla olmalıdır. En önemlisi de kaliteli, sağlıklı, ve çeşitli protein kaynaklarını tüketmeye çalışmaktır. Beslenme programında bunlara dikkat ederek yetersiz miktarda amino asit alımının önüne geçilebilir.

 

-Yetersiz B vitaminleri alımı: Özellikle B6, Folat, ve B12 vitaminlerinin eksikliği, depresyona sebebiyet verebilmektedir. Özellikle beyin sağlığı ve fonksiyonları için gerekli olan bu vitaminleri mutlaka beslenme programında bulundurmak şarttır.

B vitaminlerini yeterli ve dengede alabilmek adına, sağlıklı ve dengeli olarak tüm besin gruplarından tüketmek gereklidir.

 

-Vücut için dışarıdan alınması mecburi olan yağ asitlerinin  yetersizliği: Özellikle omega-3 yağ asidinin serotonin yapımı için gerekli olduğuna dikkat çekilmektedir. Ayrıca şiddetli depresyon tedavisi alan hastalarda da omega-3 yağ asidi alımının ciddi anlamda pozitif etkiler yarattığı ve kişilerin modunu olumlu yönde etkilediği bildirilmiştir. Bu sonuca, Lespérance ve arkadaşlarının 2011 yılında yayımlanmış olan çalışmaları da destek vermektedir.

Özellikle yağlı balıklar, yağlı tohumlar, ceviz ve badem gibi yemişler ve koyu yeşil yapraklı sebzeler iyi birer omega-3 kaynağıdır. Dengeli ölçülerle sağlıklı beslenme programında bulundurulmalıdır.

 

Son olarak, OBEZİTE’nin depresyonla ilişkisinden bahsedeceğiz. Obezite, alınan enerjinin harcanandan daha fazla olması sonucunda ortaya çıkan (herhangi bir hastalık durumu söz konusu değilse) ciddi ve hayati tehlikesi olan bir rahatsızlıktır. Kısacası tüm vücudu etkileyen, yine bir beslenme sorunu…

Aşırı kilolu ya da obez olmanın da depresif semptomlar üzerine etkileri olduğu çeşitli araştırmalarca gözlemlenmiştir. Zhao ve arkadaşlarının 2011 yılında yapmış oldukları çalışmada, Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayan aşırı kilolu ve obez yetişkinlerde depresyon semptomları incelemesi yapılmıştır. Bel çevresi ve abdominal obezitenin aşırı ya da orta dereceli depresif semptomlara sebebiyet verebileceği ilişkisi bulunmuştur. Buna göre abdominal obeziteye sahip ve özellikle aşırı kilolu olan kişilerin mental sağlık statülerinin mutlaka incelenmesi gerektiği kanısına varılmıştır. Bunun yanısıra Luppino ve arkadaşlarının 2010 yılında birçok çalışmayı incelereyek yapmış oldukları derleme sonucunda obezite ve depresyon arasında ilişki bulunmuş ve obezitenin depresyon riskini artırabileceği sonucuna varılmıştır. Bir diğer çalışma ise Faith ve arkadaşlarının 2011’de 25 çalışmadan derlemiş oldukları makaledir. İncelenen bu çalışmalarda da depresyon ve obezite arasında ciddi bir ilişki olduğu kanısına varılmıştır.

 

Beslenme ve depresyon arasındaki ilişkiye şaşırdınız değil mi? Aslında ilk bakışta alakasız gibi görünse de bu ikili arasında gerçekten de güçlü bir ilişki olduğu araştırmalar tarafından da gösteriliyor. Yani sağlıksız beslenme günün sonunda depresyona da sebep olabiliyor!

 

Aslında bizler Hipokrat'ın da deyimiyle ne yiyip içiyorsak ‘o’yuz. Bir nevi yediğimiz ve içtiğimiz şeyler haline geliyoruz. Ya da yiyip içtiklerimizin bedenimize yansıyan sonuçlarını muhakkak görüyoruz. Beslenme gerçekten de beden, akıl ve ruh sağlığımızı korumak adına büyük görevler üstleniyor. Bu yüzden bedenimizin dengede ve sağlıklı kalması adına beslenmemize ‘gerçek anlamda’ dikkat etmek gerekiyor.