Kanser ve Beslenme

Günümüzde kanser vakaları git gide artıyor. Bu çok üzücü olay karşısında neler yapabileceğimizi sürekli düşünür olduk. Hep şu soru aklımızda: ‘Kanserden nasıl korunabiliriz?’

Medyada ve toplumumuzda sürekli olarak konuşulan kanser hastalığından korunabilmemiz (yani yakalanmamak adına elimizden geleni yapmak) mümkün! Eminim ki birçoğumuz, sağlıklı bir yaşam sürmenin, sigaradan uzak durmanın, elimizden geldiği kadar mutlu yaşamanın ve doğayla iç içe olmanın, bizleri kanserden koruyabilecek çok önemli etmenler olduğunun farkında… Fakat bahaneler üretmeye devam ediyoruz. ‘Sağlıklı yaşamak mı?’ Para kazanmaya o kadar odaklanmışız ki, vücudumuzu es geçiyoruz… ‘Mutlu olmak mı? Bu memlekette mi?’ diye söyleniyoruz… Peki ya doğayla iç içe yaşamak? ‘Mahvettiğimiz, bina yığınına çevirdiğimiz adamızla bu iş zor’ diye düşüne düşüne hayatımızı kabusa çevirmeye devam ediyoruz… Lütfen bir an durup, tüm bu negatif düşünceleri bir yana koyalım ve şunu kendimize soralım: Sağlıklı yaşam adına çözümüm ne? Bunun için çaba sarfediyor muyum? Yoksa başkalarından mı medet umuyorum? Mutlu olmak için çabalıyor muyum? Yoksa mutsuzluk hali daha mı kolay geliyor? Ya doğayla iç içe olmak? Tamam, etrafım binalarla çevrili… Ama yine de, en azından haftanın bir günü benim. Doğaya ulaşabilirim! Adamızın bina ve taşıt çöplerinden uzak bölgeleri de var çok şükür… En azından birkaç saatimi hala daha saf kalmayı başarabilmiş bölgelere giderek geçirebilirim… Evet, gıdalarımıza ve çevremize birçok olumsuzluk hakim. ‘Fakat şu durumda bile elimden gelenin ‘en iyisini’ yapıyor muyum?’ diye kendinize sormanızı istiyorum.

Maalesef ki ben elimizden gelenin ‘en iyisini’ yaptığımıza inanmıyorum! Bunun için çaba sarfetmiyoruz. Çoğu şeyde olduğu gibi her şey yine lafta kalıyor. Nedeni ise yeteri bilince sahip olmamamız ya da başa gelmeden değer bilememe durumumuz.

Birçok hastalıktan olduğu gibi kanserden de korunmak, yine sağlıklı yaşamı benimseme yolundan geçiyor. Evet, genetik faktörler ve diğer birçok çevresel etmen (çevre kirliliği, egzoz dumanları, radyasyon, tarım ilaçları, hormonlar vb.) kanser riskini artıran faktörler arasında. Genetik faktörlerin önüne geçemiyoruz. Çevresel faktörlerden de maalesef kurtulamıyoruz… Yalnız hala elimizde olan şeyler var! Sağlıklı ve kaliteli uyku, hareketli yaşam tarzı, sigaradan uzak durmak, düzenli çalışma saatleri vb. uygulamalarla sağlıklı yaşam için çabalama şansımız var. Bunların haricindeki en önemli nokta ise sağlıklı yaşamın kalbini oluşturan ‘sağlıklı beslenme'! İşte bugün, kanserden korunmak adına beslenme konusunu irdeliyoruz.

 

KANSERİN BAŞ DOSTU OBEZİTE!

Yapılan birçok araştırmada, kanser ve obezite arasında ciddi ilişkiler bulunmuştur. Kısacası aşırı yağlılık olarak tanımladığımız obezitenin bir an önce çözümlenmesi gereken bir sorun olduğunun üzerine yeniden dikkat çekmek istiyorum. Özellikle bel çevresi artışının birçok hastalığın yanısıra (kalp hastalıkları, diyabet, vb.) kansere de sebebiyet verebileceği bilinmektedir. Tüm vücut yağlılığından ziyade bel çevresi yağlılığının daha büyük bir risk faktörü olduğu bir gerçektir. Özellikle kadınlarda bel çevresinin 88cm’i, erkeklerde ise 102cm’i olabilecek en üst limit olarak kabul ediyoruz. Bu limitler üzerindeki ölçülerin ise ciddi tehlike yarattığı çeşitli çalışmalar tarafından gösterilmiştir.

Pischon ve arkadaşlarının 2008 yılında yayımlanan makalelerinde, obezitenin kansere hangi yollar aracılığıyla neden olabileceği şu şekilde sıralanıyor; insülin direnci ve buna bağlı hiperinsülinemi oluşumu, insüline benzer büyüme hormonlarının artışı ya da steroid hormonlarının vücut tarafından kullanımının artması. Bunların yanısıra adipoz dokularınca üretilen hormonlar ve sitokinlerin de tümör oluşumu mekanizmalarıyla ilişkili olabileceğinden bahsediliyor.

Renehan ve arkadaşlarının 2008 yılında yayımlanan makalelerinde fazla yağlılık ve obezite, kronik hiperinsülinemi ve insülin direnciyle  karakterize ediliyor.  İnsülin direncinin de kanser riski ve kanser nedeniyle ölümlere sebebiyet verebileceğinden bahsediliyor.  Endometrium, menapoz sonrası meme kanseri, kolon ve böbrek kanserleri, obezitenin neden olabildiği başlıca kanser türleri olarak gösteriliyor. İnsüline benzer büyüme faktörleri, seks hormonları, adipokinler, obeziteye bağlı inflamatör belirleyicileri, oksidatif stres vb. sistemlerdeki bozuklukların da kansere sebebiyet verebileceğinin altı çiziliyor. Makale, çeşitli kanser türleri bulunduğundan, kanser oluşumunun sadece bir mekanizmaya bağlanamayacağını da belirtiyor.

 

KANSER VE BESLENME İLİŞKİSİ

Kanser ve Karbonhidratlar

Temel enerji kaynağımız olan karbonhidratları mutlaka beslenmemizde bulundurmamız gerekmektedir. Karbonhidratları basit karbonhidratlar (beyaz ekmek, beyaz un, şeker, pastalar, çikolatalar vb.) ve kompleks karbonhidratlar (sebzeler, birçok meyve, tam tahıl unundan yapılmış ekmekler, bulgur, posa içeriği yüksek gıdalar vb.) olarak iki grupta inceleyebiliriz. Basit karbonhidratların sindirimi daha hızlıdır. Dolayısıyla kan şekerini daha hızlı yükseltirler ve akabinde daha hızlı düşüşe sebebiyet verirler (daha erken acıkırsınız). Kompleks karbonhidratlarda ise durum tam tersidir. Sindirimleri daha yavaş olup, kan şekerinin daha yavaş yükselmesine ve sonrasında daha yavaş düşmesine sebep olurlar (daha geç acıkırsınız).

Karbonhidratlar bilindiği gibi şekerlerdir. Şekerin kanseri beslediğiyle ilgili yapılan çalışmalar vardır. Bilindiği gibi hücrelerimiz enerji olarak şekeri kullanırlar. Kanser hücreleri de aynı şekilde şekeri enerji amaçlı kullanır. Yalnız, kanser hücreleri yaşamlarını sürdürmek adına sağlıklı hücrelere nazaran ortalama 3-4 kat daha fazla şekere ihtiyaç duyar! Özellikle bahsettiğimiz basit karbonhidrat tüketimi doğrultusunda kan şekeri çok hızlı bir şekilde yükselir. Dolayısıyla vücut bu şekeri hücrelere dağıtmak adına daha fazla insülin salgılamaya başlar. Basit şekere doyamazsınız. Kan şekerinizin hızlıca yükselip, daha erken düşmesine sebep olduğundan, daha fazla yemek istersiniz (çikolatayı düşünün). Bu da daha fazla kalori (kilo alımı) ve daha fazla şekerdir (böylelikle kanser hücreleriniz bol bol beslenebilir).

 Fakat bir de daha kötü bir tablo vardır. Yağlılık! Eğer kişi tüm bunların yanında bir de kiloluysa, salgılanan insülinin hücre içerisine girmesi zorlaşır! Bu noktada vücut daha fazla insülin salgılama yoluna gider. Bu durum insülin direncine (IR) neden olur. İnsülinin tek görevi kandaki şekeri hücrelere taşımak değildir. İnsülin ayrıca hücre büyümesini tetikler. Dolayısıyla vücuttaki artışı kanser hücrelerinin çoğalmasını destekleyebilir. Bu da doğal olarak kanser oluşumunu ve gelişimini tetikleyen bir durumdur.

Unutmamalıyız ki sağlıklı bir beslenme programında karbonhidratların önemi büyüktür. Sağlıklı bir diyetin yarısından biraz fazlası, karbonhidratlardan oluşmaktadır. Yalnız, bahsettiğimiz gibi bu noktada, tüketeceğimiz karbonhidrat kaynakları ve miktarları büyük önem taşır.  Diyette ağırlıklı olarak kompleks karbonhidratlara yer vermek, basit karbonhidrat kaynaklarından mümkün olduğunca kaçınmak en doğrusudur. Böylelikle doğru miktarlarla beslenerek hem doyarsınız hem de vücut sağlığınızı korursunuz.

Bu noktada posa alımına da dikkat çekmek gerekir. Karbonhidrat kaynaklarından birçoğu güçlü posa kaynaklarıdır. Posayı, vücudumuzdan kanserojen nitelikli birçok zararlı maddenin (kanserojen maddenin) atılımını kolaylaştıran bir elektrik süpürgesine benzetebiliriz. Yani posa sayesinde çeşitli kanser türlerine (özellikle kolon kanseri) yakalanma riskimiz azalabilir.

Kısacası kanserden korunmak adına, doğru oranlarda, özellikle posa yönünden zengin kompleks karbonhidrat kaynaklarını beslenmemizde bulundurmamız daha sağlıklı olacaktır.

 

Kanser ve Proteinler

Proteinler vücudumuzun yapıtaşları, olmazsa olmazları. Yalnız, diyetteki protein miktarı da çok önemlidir. Aşırısı organlarımıza uzun vadede zarar verebilir. Bu yüzden tüketirken ölçüyü aşmamak, ölçünün de altına düşmemek şarttır.  Protein kaynaklarından özellikle kırmızı eti fazlasıyla tüketmek, doymuş yağ alımını da artıracağından kesinlikle önerilmemektedir (kanserojen maddeler genellikle yağda birikirler). Bu durum meme, rahim, sindirim sistemi, kolon, rektum ve pankreas kanseri riskini artırmaktadır. Belirli miktarlarda kırmızı et tüketiminin yanısıra özellikle beyaz ete ağırlık vermek,  az yağlı süt-süt ürünlerini, az yağlı peynirleri ve kurubaklagilleri  tercih etmek daha sağlıklı olacaktır.

 

Kanser ve Yağlar

Yağlar da karbonhidratlar ve proteinler gibi belirli ölçülerde vücuda alınmalıdır. Kanserojen maddeler yağda birikmekte ve aşırı yağ alımı da bu maddelerin vücuda girişini artırmaktadır. Cinsiyet hormonlarının yapı olarak yağa benzemeleri nedeniyle, yağın fazla alımı da bu hormonların çalışma düzeni bozabilir. Dolayısıyla kansere neden olabilirler.

Sıvı yağlardan bazıları genellikle kolay okside olurlar. Oksidasyon sonucu oluşan ögeler bağışıklık hücrelerinin yıpran­masına neden olacağından kanser riskini de artırabilir.  Bu yüzden bu tip yağların oksijenle temasını muhakkak önlemeli, havayla temas etmeyecek şekilde muhafaza etmeliyiz.

Yağlar; vücutta sentezlenemeyen elzem yağ asitlerinin vücuda sağlanması ve yağda eriyen vitaminlerin (A,D,E,K) vücuda alınması için son derece gerekli besin ögeleridir. Yağlar ayrıca en yüksek enerji veren besin ögeleri olduklarından, aşırı tüketim sonucunda şişmanlığa yol açabilirler. Yapılan bazı çalışmalar, fazla yağ tüketiminin kolon, göğüs ve prostat kanserlerini artırabildiği yönündedir. Omega 3 yağ asitlerinin ise kanser riskini azaltmada rolü vardır (balıkta bol miktarda bulunur).

 

Kanser ve Vitaminler

A vitamini: A vitamininin retinol (hayvansal kaynaklı) (süt, tereyağı, yumurta sarısı zengindir) ve beta karoten ( bitkisel kaynaklı) formları vardır. Özellikle A vitamini formu olan beta karotenler güçlü antioksidan özelliğe sahiptirler. Renkli (sarı-turuncu-yeşil) sebzelerde, meyvelerde bulunurlar. Örneğin; kuru kayısı, havuç, ıspanak, marul, tere, roka, şeftali…

 C Vitamini: Güçlü bir antioksidandır. Yalnız oksijenle temasında etkisini çok çabuk yitirir. Örneğin taze portakal suyunu örnek verelim. Üzeri açık bir şekilde bekletmemelisiniz. Mümkünse hemen tüketmeli ya da havayla temas etmeyecek şekilde buzdolabına kaldırmalısınız.

Taze sebzeler ve meyveler de C vitamini bakımından zengindir. Örneğin; maydonoz, kivi, portakal, mandalina, yeşil biber, domates, çilek, yeşil yapraklı sebzeler…

E Vitamini: Güçlü bir antioksidandır. Bitkisel yağlar, yağlı tohumlar (fındık, fıstık, keten tohumu), yeşil yapraklı sebzeler, yumurta sarısı, avokado gibi besinler E vitamini bakımından zengindir.

 

Kanser ve Mineraller

Selenyum:  Deniz ürünleri, etler, kırmızı biber, sarımsak, soğan gibi besinlerde bolca bulunur.

Çinko:  Et, balık ve diğer su ürünleri, süt, kurubaklagiller, bulgur, ay çekirdeği, et, mantar, yumurta… Alımı savunma sistemini güçlendirmeye yardımcıdır.

Magnezyum: Fındık, ceviz, badem, yeşil yapraklı sebzeler…

 

Kanser ve Alkol Tüketimi

Yapılan çalışmalarda aşırı alkol alımının kansere sebebiyet verebileceğinden bahsedilmiştir. Özellikle kolon ve rektum kanserleri, ağız kanserlerine neden olabilmektedir. Ayrıca erkeklerde aşırı alkol tüketiminin pankreas kanseri riskini de artırabileceğinden bahsedilmektedir (Gupta ve ark. 2010).  Kadınlarda da özellikle meme kanseri riskini üzerine etkileri olduğu bildirilmiştir. (Allen ve ark. 2008).

 

KANSER VE PİŞİRME YÖNTEMLERİ

Pişirme yöntemlerinin de hatalı oluşu büyük ölçüde kanseri tetikleyebiliyor!

 

HATALI PİŞİRME YÖNTEMLERİ

Kızartma, tütsüleme, mangal gibi pişirme şekilleri, besinlerde kanserojen madde oluşumuna sebebiyet vermektedir. Örneğin mangalda pişen ette nitrozamin adını verdiğimiz kanserojen bir kimyasal madde oluşmaktadır. Ayrıca kanserojen maddelerin yağda biriktiğini biliyoruz. Ette de yağ vardır. Yani etler, kanserojen maddelerin birikmesi için mükemmel bir ortam yaratırlar.

Peki diyelim mangal eti yiyeceksiniz.  Yanında ne tüketirseniz mangal etinden aldığınız kanserojen maddeleri elinizden geldiğince yok etme şansınız olur? Tabi ki antioksidan içerikli bir salata! Bol limonlu, bol yeşillikli, biraz da zeytinyağlı bir salata çok iyi bir seçim olacaktır. Böylelikle özellikle sebzelerden C vitamini ve yağdan da  E vitaminini alarak, kanserojen maddeleri nötralize etme şansınız olacaktır.

Kızarmanın sağlıksız bir yöntem olduğu ise herkes tarafından net olarak bilinmektedir. Kızartmalar, şişmanlatıcı etkilerinin yanısıra, kanserojen maddeler de barındırmaktadır. Özellikle aynı yağı defalarca kullanıp kızartma işlemi gerçekleştirmenin ise tam bir intihar olduğunu söyleyebiliriz.

Ayrıca hatalı pişirme yöntemleri vitamin ve mineral kayıplarına da sebebiyet verebilmektedir.

 

DOĞRU PİŞİRME YÖNTEMLERİ

Haşlama ve fırında pişirme gibi yöntemler ise en sağlıklılarıdır.  Yalnız burada da şu noktaya değinmeliyiz. Bilindiği gibi yağda ve suda çözünenler olarak vitaminleri iki gruba ayırıyoruz. Örneğin makarna pişirdiğinizi farzedelim. Makarnayı haşlamak adına gerekenden fazla miktarda su kullanırsanız, tüm suda çözünen vitaminlerin suya geçmesine sebebiyet verirsiniz. Bir de üzerine suyu dökerseniz, bu durum doğru başlayan hatalı biten pişirme yöntemi kategorisine girecektir. Aynı durum sebze haşlamaları için de geçerlidir.

 

ÖZETLE NASIL BESLENMELİ?

1-Doğru kilo ve vücut kompozisyonuna sahip olmalıyız.

2-Beslenmedeki besin öğeleri dengesine önem vermeliyiz.

3-Basit karbonhidratlar yerine kompleks karbonhidratlara daha fazla ağırlık vermeliyiz.

4-Özellikle kırmızı eti fazlaca tüketmemeli, haftada 2 keze indirgemeliyiz. Daha fazla beyaz ete ve diğer protein kaynaklarına ağırlık vermeliyiz.

5-Yağ tüketimine mutlaka dikkat etmeliyiz. Doymuş yağı zaten yediğimiz etten, sütten, peynirden alıyoruz. Bir de menüye tereyağı eklememize gerek yok! Bu yüzden ekstra ihtiyacımızı mutlaka sıvı yağlarda,  yani doymamış yağlardan sağlamalıyız.

6-Günde 6-7 porsiyon sebze meyve tüketmeliyiz.

7-Alkol ve sigaradan uzak durmalıyız.

8-Pişirme tekniklerine gereken özeni göstermeliyiz.

9-Fiziksel aktiviteyi mutlaka hayatımıza dahil etmeliyiz.

 

Unutmayın! Kanserden korunmak adına yapabileceklerimiz tükenmiş değil! Evet, elimizde olmayan ve değiştiremeyeceğimiz, bizi kansere yaklaştıran faktörler mevcut. Fakat aynı zamanda halen daha yapabileceklerimiz de var. Bu yüzden lütfen sağlıklı yaşam adına yapabileceklerimizi görmezden gelmeyelim, kanserden korunmak adına direnelim. En önemlisi de sağlıklı beslenelim ve bunun için vakit ayıralım. İlerde sağlığımızı geri kazanmak adına ayıracağımız vakit yerine, sağlıklı kalmak adına vakit ayırsak, çok şey mi kaybetmiş oluruz?