Neden Kilo Kaybedemiyorsunuz?

Beslenmenize çok dikkat etseniz, diyetinize harfiyen uysanız dahi bir türlü kilo veremiyor ya da kilo kaybı konusunda vücudunuzun direnci zor kırılıyor ve yavaş kilo kaybediyorsanız, birçok faktörü göz önünde bulundurmalısınız. Tabii bunların en başında gerekli hekim kontrollerinizi yaptırıp yaptırmadığınız, kan bulgularınız ve vücudunuzda kilo kaybını negatif yönde etkileyebilecek herhangi bir sağlık probleminizin olup olmadığını bilmeniz çok önemli. Bir de tabii tüm bunlar haricinde dikkate almanız gereken daha başka faktörler de söz konusu…

 

SADIK DÜŞMANINIZ: İNATÇI YAĞLAR
Yağlarınızın çok inatçı olduğunu düşünüyor ve bir ömür ne yaparsanız yapın sizi terketmeyeceklerine inanıyorsanız büyük ölçüde yanılıyorsunuz. İlk önce fazla yağ kütlenizi ‘sadık düşmanınız’ olarak algılamaktan vazgeçmeli ve kendinizi sorgulamalısınız. Belki de kalçanızda ve göbeğinizde biriken yağların bu denli sadık olma sebepleri bilmediğiniz herhangi bir rahatsızlığınızla ilgili ya da sizin bol kalorili yiyecek ve içeceklerle aranızda varolan ‘sadakatiniz’le alakalıdır ne dersiniz?

 

ALARM: HİPOTİROİD!
Doktor kontrolünde diyetisyene başvurmanın ne denli önemli olduğunu sürekli olarak vurguluyoruz. Bazen kişiler vücutlarında olan rahatsızlıkların farkına varamayabiliyor ya da erteleme içgüdüsüyle vücudun verdiği sinyalleri görmezden gelebiliyorlar. Bunun sonucunda da özellikle kilo verme döneminde ‘neden istedikleri biçimde kilo kaybedemedikleri’ konusunda da boş yere kafa yorup üzülebiliyorlar. Halbuki sebep ‘hipotiroid’ yani tiroid bezinin yavaş çalışıyor olmasıyla da ilgili olabiliyor ve birey gerekli tetkikleri yaptırmadığı için kilo problemini neden bir türlü çözemediği konusunda cevapsız kalıyor.

Bu süreçte de hem sağlığını riske atmaya devam ediyor hem de psikolojisini bozuyor. Hatalı diyetlere yönelebiliyor, yetersiz ve sağlıksız bir beslenme örüntüsü içerisine girebiliyor, hareketliliğini aşırı derecede artırabiliyor… Kısacası kilolardan kurtulabilmek adına denemediği yöntem kalmıyor. Kendince ‘her şeyi’ deniyor ama yine olmuyor, olmuyor… Tabii esas nedenin kan tetkiklerinde gizli olabileceğinin de bir türlü farkına varmıyor…

Bu nedenle hekim kontrolleri doğrultusunda diyetisyene yönelmek her zaman için en doğrusu. Bu sayede vücudunuzda olan biteni diyetisyeniniz de görecek, o doğrultuda gerekli yöntemleri uygulayacak, sizi ‘sizin için uygun olan’ bir beslenme programıyla daha sağlıklı bir yaşama yönlendirebilecek ve o doğrultuda eğitim verebilecektir. Başarılı ve kalıcı bir sonuca ulaşabilmek adına gerekli olan da budur.

 


HAREKETSİZLİK VE DİĞER OLASI FAKTÖRLER
Hareketsizlik, kilo kaybını yavaşlatabilecek diğer sağlık sorunları, yetersiz kas kütlesi, yaş ve cinsiyet gibi faktörler de kilo kaybı sürecini yakından etkiliyor.

Örneğin hareketsizlik ve egzersiz azlığı bir müddet sonra kilo kaybını yavaşlatabilir. Bunun yanısıra kas kütlesinin güçsüzleşmesine ve dolayısıyla metabolizma hızının yavaşlayıp yağ depolama riskinin artmasına da sebebiyet verebilir. Bu sebeple kilo kaybı sürecinde doğru bir beslenme programı uygulamanın yanısıra yeterli egzersiz yapmanın da önemi son derece büyük.

 

 

UYGULANAN BİNBİR ÇEŞİT DİYET SENARYOSU VE HEP AYNI ‘MUTSUZ SON’LAR…
Bugüne değin vücudunuzu şoka uğratan binbir çeşit diyet denemenizin sonucu son derece ağır olmuş olabilir. Verdiğiniz kiloları fazlasıyla geri almış ve ne yazık ki ‘diyet bağışıklığı’ kazanmış da olabilirsiniz. Artık hiçbir denemeniz kar etmiyor da olabilir… Muhtemelen bu diyetler sonucunda doğuştan mükemmel işlev gören sisteminizi ciddi zararlara uğrattınız, kişisel olmayan diyetlere itibar ettiniz, iç sağlığınızı düşünmeden yalnızca dış görünüşünüze odaklandınız, doktor kontrollerinizi ihmal ettiniz ve sonuç olarak da sağlıklı beslenme sistemini hayatınıza bir türlü adapte edemediniz…

Artık diyet süreci sonunda mutsuz sonlarla karşılaşmak istemiyorsanız doğru yola başvurarak, sabrederek ve öğrenerek bu süreci tamamlamayı seçmelisiniz. Yoksa kaçınılmaz ‘mutsuz sonları’ yaşamaktan kurtulamaz, ya da eninde sonunda bedeninizle birlikte sağlığınızı da zayıflatırsınız…

 


YOKSA DİYETİNİZİ YETERİNCE DİKKATE ALMIYOR MUSUNUZ?
Ya da her şeyi doğru bir biçimde uyguluyor da olabilirsiniz… Hekim kontrolleri, doğru diyetisyen gibi faktörlere son derece dikkat ederek belki de gayet bilinçli bir yol izliyorsunuzdur. Fakat burada da diyetinize sadık kalamama durumu devrede olabilir. Kişiler bazen diyetlerine harfiyen uyduklarını ‘düşünseler’ de aslında harfiyen uymadıklarını kendilerine bile itiraf etmekte güçlük çekerler. Mesela tüketim hesabını yanlış hesapladıklarının farkında değildirler çünkü ‘kendi göz kararlarına’ çok güvenirler. Ya da yazılanları ciddiye almaz, diledikleri gibi beslenmeye devam ederler. Diyetisyen randevusuna da yalnızca ‘tartılma’ ya da ‘birinin beni kontrol ediyor oluşu’ gibi yalın ve basit anlamlar yüklerler…

Bu noktada diyetisyeni, diyetisyen kontrollerini ve verilen diyeti ciddiye almak ve diyet sürecini bir eğitim süreci olarak algılamak gerekir. Ancak bu sayede başarılı ve kalıcı bir sonuç elde ederek bir ömür boyu sağlıklı yaşamın anahtarını elinizde tutma şansına sahip olursunuz.

 

‘GÖZ YUMDUĞUNUZ’ KAÇAMAKLAR…
Tabii ki diyeti bloke eden ‘göz yumulan kaçamaklardan’ da söz etmeden geçmek olmaz… Mutfağa girip çıkarken tezgahın üzerindeki hellimliden bir ufak parça, misafirlikte içilen kaçamak limonata, çocuğunuzun elindeki çikolatadan bir diş, çaya kahveye biraz şeker, kahvaltıda ekmek üzerine ‘bir kereden bir şey olmaz’ düşüncesiyle sürülen reçel, çok lezzetli pişen makarnadan bir kaşık daha derken ‘göz yumulan kaçamaklar topluluğunu’ büyüttükçe büyütüyor, hatta kendi başlarına tam gün yemek menüsü oluşturabilecek raddeye bile getiriyor olabilirsiniz! İşte göz yumulan bu ‘minik kaçamakların’ nasıl da bir çığa dönüşebileceğini ve kilo kaybınıza mani olabileceğini gözardı etmemekte yarar var…

 


SAĞLIKLI BESLENMEYİ BENİMSEMEDEN ‘EZBERLEME’ ÇABASININ ACI SONU…
Bu acı sonları sürekli olarak yaşamak istemiyor, artık fazla kilolarınızdan tamamen kurtulmak ve ömrünüz boyunca gerçekleştirmek durumunda olduğunuz beslenme faaliyetinden de sağlıklı bir şekilde keyif almak istiyorsanız, sağlıklı beslenmenin ne olduğunu be-nim-se-me-li-si-niz! Bu kadar basit. Bu ‘benimseme’ durumunun ne olduğunu da diyetisyeninizden öğrenmeli, öğretilmiyorsa da bunu talep etmelisiniz. Bunun sonucunda şu gibi sorularınıza yanıtlar bulabileceksiniz.

Peki ben ‘kaçamak yiyecekleri’ hiç mi tüketemeyeceğim?
Elbette tüketebileceksiniz. Hem de sağlıklı beslenme öğretilerini benimsedikten sonra bu işi nasıl dengelediğinize kendiniz bile çok şaşıracaksınız.

 

Sağlıklı yemekler çok mu sıkıcı?
Tabii ki hayır! Dilediğiniz her şeyi yiyebilirsiniz. Sadece pişirme yöntemleri ve içerisine katacaklarınızla ilgili olarak daha fazla sağlık bilgisinden destek almanız iyi olacaktır.

 

Sağlıksız olaran nitelendirdiğimiz yemek çeşitlerini sağlıklı bir şekilde tüketmek mümkün mü?
Elbette! Bunun için sağlıklı beslenme öğretilerini ve hayal gücünüzü kullanmanız yeterli!

 

Sağlıklı beslenip sağlıklı bir yaşam düzenini sahip olmak demek, sosyal çevreyi unutmak mı demek oluyor?
Kesinlikle hayır! Sosyal çevrenizden vazgeçmeden de sağlıklı yaşam biçiminizi kontrol edebilmek elinizde. Tabii ki restoranlara, cafeler gideceksiniz. Artık bu gibi mekanlarda da sağlıklı yiyeceklere ulaşmak mümkün. Kaçamak yiyecekler tüketmek isterseniz de yine tüketebilir, sonrasında ya da öncesinde sağlıklı beslenme öğretileri ışığında benimsemiş olduğunuz ‘dengeleme’ yöntemlerinizi devreye koyabilirsiniz. Aslında her şey yine sizin elinizde. Bu nedenle ‘arkadaşlar ısrar etti’, ‘ayıp olurdu’ gibi çeşitli bahaneler yüzünden sağlıksız yaşayıp, sağlıksız besleniyor olduğunuza kendinizi inandırmaya çalışmaktan vazgeçmelisiniz. Her şeyin kendi seçiminizden ibaret olduğunu bilmelisiniz. Yaşam biçiminiz Ali’nin, Ahmet’in Ayşe’nin, Hülya’nın seçimi değil, sizin seçiminiz. Onlarla hep birlikteyken de kolayca ve özgürce ‘kendi sağlıklı seçimlerinize’ sadık kalabilirsiniz.

Kendinizi yönetme gücüne sahipsiniz, bunu hiçbir zaman unutmayın. Hepimiz güçlü varlıklarız ve özgürüz. Herhangi bir kişi ya da bir durumun kendi sağlığımızı ve seçmiş olduğumuz yaşam biçimimizi değiştirmeye gücü yetmemeli. Hele ki sağlığımız söz konusuysa…

 

Ama ben çok iştahlı biriyimdir… Bu durum sağlıklı beslenebilmem adına negatif rol oynayabilir mi?
Negatif bir rol oynayabilme potansiyeli varken aslında iştahınız sizi çok pozitif bir yöne doğru da yönlendiredebilir! Nedeni ise iştahınızın sizi hem sağlıklı hem de daha farklı yemek çeşitleri üretmeye daha yatkın bir hale getirebileceği! İştahınız sayesinde ‘acaba şu çok sevdiğim ama sağlıksız olan tatlıyı tadından ödün vermeyerek nasıl daha sağlıklı bir hale getirebilirim?’ gibi sorulara beyniniz hemen yanıt verecektir. Yeter ki sağlıklı beslenmeyle ilgili biraz da olsa bilgi sahibi olun, gerisini aslında hiç farketmediğiniz ama cevapları çok iyi bilen içinizdeki ‘siz’e bırakın… Tabii doğru yoldan şaşmamak adına arada sırada diyetisyeninize de danışmayı ihmal etmeyin.

 


HAYAL GÜCÜNÜZÜ KULLANIN!
Unutmayın hayal gücünüz her şeye bedel! Şu anda bulunduğunuz yer bile bir hayalken hiç ummadığınız bir anda gerçeğe dönüşmüş olabilir. Sağlıklı beslenme yolunda da işimize çok yarayan bu yeteneğimizi kesinlikle kullanmaktan vazgeçmemeliyiz. Kısacası sağlıklı beslenmeyi benimseyin, hayal gücünüzü kullanın ve sağlığın hayatınıza yansıyışını keyifle seyredin…